< Yazilar - GÜZEL VATANIM - Blogcu





Anne Beni Yetiştirdi Bu Vatan'a Yolladı



''Yüreğim ellerimde kan-revan
Mahkûm duygularım isyanda''

Bu günlerde dilimde yine o eski marş... ''Alay Marşı'' ve pusatlanmışım;
kalleş pusların orta yerinde...

Gözümü kırpmıyorum, kancık pusuya... Ve yine o marş:

''Annem beni yetiştirdi.
Bu Vatan''a yolladı.
Al Sancağı teslim etti.
Allah''a ısmarladı.

Boş oturma çalış dedi.
Hizmet eyle Vatan''a.
Süttüm sana helâl olmaz.
Saldırmazsan Düşmana.''

***

Annem beni dün Allah''a ısmarlarken, şayet düşmana saldırmazsam süttüm sana helâl olmaz dedi.
O süt ki, intizarına karşı gelirdi, annemin... Vesselam kutsaldır Anamın süttü.
Çok şükür ki, helâlığını aldım, elleri kekik kokan ve kınalı Anamın, yetim bıraktım kızım ve oğlumu ama ;
ne mutlu ki, Türkiye’m için şehit düştüm.
Onlar artık şehit annesi ve şehit babası; eşim, şehit eşi ; oğlum ve kızım ise şehit çocuğu;
Ben, tarsus''un emirler köyünden Uzman Ahmet; Güngör''lerin Ahmet derler,
bizim köyler de askere saygı hiç bitmez, köylümüz beni her gördüğünde komutanım der...
Günlerden pazardı , bir baykuşun çığlığı ile köyüme vardı kara haber .
Annem ve babam, eşim ve çocuklarım feryat ve figana kapıldılar.
Köyüm ''emirler'' bağrına basmak için, ayın 17 ''sini beklemeye koyuldu.
Haberimi yaptı memleketimin gazeteleri ve resimlerini bastı anamın ve babamın...
ve yetimlerimin.
Son Söz: Ben, Uzman Ahmet, bir daha dünya''ya gelsem; Şehit olurdum bu cennet vatan için...
Çünkü; Annem beni yetiştirdi/ Bu VATAN’A yolladı/ AL SANCAĞI teslim etti /ALLAH’A ısmarladı.

Mekânın cennet biliyoruz.Komutan Ahmet, bizler içinde şefaatçi ol, peygamber efendimizle...

Sana söz: Komutan, anan, anamızdır... Baban babamızdır. Yetimlerin iki gözümüz... Ruhun şâd olsun.
Vatan sağ olsun...


* 16.04.2007 tarihinde Şehit Düşen Uzman Çvş.Ahmet GÜNGÖR''ÜN Şahadeti üzerine kaleme alınmıştır. Bu Vatan İçin Şehit Düşen Mehmetçik''lerimize Ruhları Şâd Olsun. TÜRK MİLLET''İN BAŞI SAĞOLSUN.

ŞEHİT ANASI


Elindeki bardağı düşürdü.Gözleri sadece televizyon ekranındaydı.Kaskatıydı
şimdi.Kulaklarını rahatsız eden bir ses duyuyordu.Bu sesten sonra artık gözleri görmüyordu, bakıyordu ama görmüyordu.Etrafındaki hiçbir şeyin farkında değildi. Bir ses ona diyordu ki …… teröristlerle yapılan çatışmada şehit olmuştur.Bir adım ilerledi ekrana biraz daha yaklaştı duyduklarından emin olmak istiyordu.Ekrandaki ses tekrarladı.Oğlunun ismini tekrar duydu.Bütün vücudu titriyordu. Hayır olamaz o değildir diye bağırmak istiyordu ama sesi çıkmıyordu.Olduğu yere yığıldı.Sonra odada bir hıçkırık sesi duydu.Bu ses ona aitti.Başkasına ait olma ihtimali var mıydı.Bu odada ondan başka soluk alıp veren biri var mıydı.Bir oğlu vardı onun.Hayattaki tek dayanağı bir oğlu.Onu ne kadar zor yetiştirmişti.Onun hem annesi hem babası olmuştu.Bir gün oğlu ona anne ben subay olmak istiyorum demişti.Gurur duymuştu oğluyla.Oğlu hayallerini gerçekleştirmiş subay olmuştu.Daha bir hafta önce karşısında değil miydi oğlu.Ne kadarda heyecanlıydı, onunla konuşurken anne diyordu tayinim Hakkari ye çıktı.Artık orada görev yapacağım.Yüzbaşı oldum anne terfiimle beraber tayin haberimi de getirdim sana.Neden ağlıyorsun anne sevinmedin mi korkma neden subay olmak istedim vatanım için onu korumak için ona uzanan elleri ateş olup yakmak için anne sen benim annemsin ağlamamalısın benimle gurur duymalı dik durmalısın bak sana terfi müjdemle beraber tayin müjdemi de getirdim.Hangi anneye nasip olur aynı anda böyle iki sevindirici haberi almak.Bana kuzum diyorsun anne orada benimle görev yapacak arkadaşlarım onlarda analarının kuzuları değil mi.Gerekirse bu vatan için canımı vereceğim ve sen benim arkamdan isyan gözyaşları dökmeyeceksin senden sadece özleminin gözyaşlarını isterim.İsyanın olursa anne bu beni oraya gönderen vatanıma değil toprağıma göz diken o şerefsizlere olsun anne.Daha bir hafta önce oğlunun sanki öleceğini hissederek sarf ettiği bu sözler şimdi kulaklarında o kadar canlıydı ki adeta oğlu yanı başında konuşuyordu.Oğlum diye haykırdı artık sesi çıkıyordu.Boğazında düğümlenen hıçkırıklar çözüldü, gözlerindeki yaşlar ellerine dökülüyordu,o sırada bir yumruk halinde sıkılmış ellerine baktı.Tırnakları etine geçmiş avucunu kanatıyordu.Farkında değildi bu acının çünkü içinde bu acının daha büyüğü vardı.Oğlunun acısı vardı.Yerinden doğruldu.Oğlunun odasına geçti ve yatağına oturdu.Yastığına elini sürdü ve onu uzun uzun kokladı sonra komidinin başındaki resmini eline aldı ve oğlum dedi.Sana verdiğim sözü tutacağım bana ağlama demiştin ama ben bir anneyim göz yaşlarımı tutamam onlar senin için dökülecek buna mani olamam.Ama için rahat olsun senin için dökülen bu göz yaşlarında özlemle beraber sadece senin gibi vatan evlatlarına kurşun sıkan şerefsizlere isyanım olacak.Ben bencil değilim oğlum sen benden önce bu vatanın evladısın ve ben de bir şehit anası gibi davranacağım .

Sonra ellerini kaldırdı avuçlarını Yaradanına açtı ve Allah ım dedi ben bir şehit anasıyım oğlum onurlu bir mertebeye ulaştı onunla gurur duyuyorum.Başım dik.Bu hayatta yapayalnızım ama oğlumun mertebesi ve son sözleri benim tesellim.Söz verdim oğluma ona layık bir ana gibi davranacağım.Oğlum benimle gurur duyacak ve ben de şehit anası olmanın onurunu taşıyacağım.Ben üzerime düşeni yapacağım Allah ım ama senden bir isteğim var bu kez ateş sadece düştüğü yeri yakmasın.Eğer sadece benim bağrım yanacaksa oğlumun kanını döktüğü toprak adına, oğluma verdiğim sözü çiğneyerek isyan ederim.Bu kez Allah ım bu kez olmasın…

Ateş bu kez sadece düştüğü yeri yakmadı. Yurdun genelinde Yüksekova ilçesinin Dağlıca köyünde yapılan hain saldırıya karşı tepkiler çoğalıyor.Şehit analarının yanan yüreğine su serpen bu tepkiler ülkemizin bekası için gerektiğinde nasıl güçlü bir zincir oluşturabileceğimizin bir kanıtıdır.Bu zincirin zayıf bir noktası yok her bir halkası şehitlerimizin kanıyla birbirine bağlandı, acısıyla kaynadı.Hepimiz artık tek bir yüreğiz.

Konya da, 22/10/2007 tarihinde saat 16:00 da rektörlüğün önünden Anıta kadar bu hain saldırıya karşı birlik yürüyüşü yapılacaktır...

ASKER MEKTUBU


Çok sevgili anacığım, isterdim ki sana bu mektubu ellerimle yazayım, ama ne yazık ki ellerim dağda kaldı, yüreğim yanımda. Yürekten sevgi ve özlemlerimi katarak yazdırıyorum mektubumu arkadaşıma. Onun da bacakları kalmış bir başka dağda. O koca taşlar bizim kolumuzu bacağımızı ne yapacak anne? Neden alıyor da bırakmıyor bir daha? Neyse ki yüreğim ve dilim halen yaşamakta. Belki son olacak bu mektup, belki ölene kadar kalacağım senin yanında. Hani demiştin ya davullarla uğurlarken “Sakın oğlum sakın ha, onlar senin kardeşin mecbur kalmadıktan sonra kurşun sıkma.” Bir gün karşılaştık onlarla. Barut kokusu genzimizi yakıyordu, kurşun sesinden dağlar çınlıyordu. Çok yakınımızdaydılar, çok yakınımızda. Bir an kafamı çıkardım siperden aynı anda o da. Gözlerimiz birleşti. Kim bilir kaç çocuğu vardı yolunu bekleyen, belki anası gözü yaşlı. Söylediklerin geldi aklıma, tetiği çekemedim anne. Sözünü dinledim. Ama o elindeki bombanın pimini çekip fırlatıverdi gözlerimin içine baka baka. Dünya mıydı başıma yıkılan, bomba mıydı anlayamadım. Üzülme sakın, hiç acı duymadım. Bütün vücudum uyuşmuştu sanki. Sanki uçuyordum bulutlarda.

Ben sözünü dinledim anne, kardeşimi vurmadım. Onun annesi tembih etmedi mi oğluna? Aynı vatanın evladıyız, kardeş sayılırsınız yapmayın bu kalleşliği demedi mi acaba? Ülkemizin her karış toprağı hepimizindir, sahip çıkmak yerine bölüşmek de ne oluyormuş demedi mi hiç? Doğu, batı fark etmiyor bütün Türk gençleri askerlik görevini yapacaklar. Karşınıza akrabalarından birisi çıksa nasıl vuracaksın onu diye sormadı mı dersin? Yaptığınız vatana ihanettir dememiş midir ona?
Her zaman söylemiştin “bu vatan size emanettir, kanınızın son damlasına kadar onu koruyacaksınız yoksa hakkımı helal etmem” diye? Onların annesi helal edecek mi haklarını? Evet, biliyorum ki sen Cumhuriyet çocuğusun anne, aynı bizim gibi. Bağlısın tüm mukaddes varlığınla. Ama neden giderken bana kıyma dedin anne? Onlar bana kıydı bak işte. Annelik yüreğin mi kabarmıştı o anda? Onların da annelerini mi düşünmüştün yoksa? Onlar bizi düşünmüyorlarmış meğerse biz yanıldık anne, biz yanıldık.

Her neyse anlattım işte bütün olanları. Bir düş gördüm bu gece, sen iyi yorumlarsın benim düşlerimi. Hep iyiye yorar, ferahlatırsın içimi. Bir sonbahar mevsimindeymişim, gecenin ilerleyen saatlerinde. Aslında dolunay var ama yoğun bulutlar kesmişler önünü, ulaştıramıyor ışınlarını doğaya. Sahilde yakamozları görmeye çalışıyorum bir ümitle. Bulutlar gözyaşlarını damlatıyor yorgun bedenime. Kendime yetmezliğim geliyor yetmezlikler içinde. Bir kuş yavrusu gibi çırpınırken yüreğim bir inatla görmeye çalışıyorum küçük ışıltıları. Bir ara bulutların boş anını yakalıyor ay uzatıyor ışıklarını aralarından, yakamozlar doğuyor bütün güzelliğiyle. Hain bulutlar, kara bulutlar fark edip kapatıyorlar ayın önünü. Bütün görüp görebileceğim birkaç dakikalık ışıltı oluyor bir görünüp, kaybolan. Olmayan ellerimi uzatıp tam yakaladım diyorum, akıveriyor avucumdan, daha sonra da gözlerimden acı, tuzlu su damlacıkları. Haydi anne, bunları da iyiye yorumlasana. Anacığım bu seferlik bu kadar yeter, belki aklıma gelen şeyler olursa tekrar yazdırırım.

Gözümdeki dalgalar ha taştı ha taşacak, meraklanma anacığım gün gelip sana da ulaşacak. Ağlamak değil bu sakın üzülme belki yarın onlar da olmayacak. Ellerinden öperim, ellerine iyi bak belki oğlun ömür boyu onlara muhtaç kalacak.
Sevgilerimle gül kokulu oğlun.

11/8/2001

 

Ben Bir Şehit Oğluyum

Bir hainin kurşunu aldı babamı benden,
Uyuyormuşum o gittiğinde sıcak yatağımda,
bütün uyuyanlar gibi sessizce…

Yüzünde garip bir mutluluk varmış,
anamla vedalaşırken…
Sanki düğüne gidiyor gibiydi dedi anam…
Öp demiş çocuklarımı uyandıklarında,
ben kıyamadım uyandırmaya hanım,
sen öp…

 

Anam öptü mü o gün beni bilmem ama,
ben baban şehit olmuş dediklerinde,
babamı son kez gören o anamın gözlerini,
belki de yüzlerce kez öptüm…

Yağmura hasret çorak toprak gibiyim şimdi…
Hasretim bitmek bilmiyor…
El sürdüğü yerlere ellerimi sürüyor,
Kokusu kalmıştır diyerek belki,
eşyaları kokluyorum…
Örtülerin altında ağlıyorum anamdan habersiz geceleri,
“Allah’ım, beni babama kavuştur” diyorum
“Babama kavuştur, ama onun gibi…”

Biliyorum herkese nasip olmaz şehitlik.
Mutluyum o yüzden,
Ama söz dinlemiyor yüreğim,
Özlüyor, onu , çok özlüyorum….

Ben bir şehit oğluyum,
Bu vatan , bu bayrak, bu toprak için
Şehit oldu benim canım babam…
Mertçe, yiğitçe, erkekçe…
Ben uyurken, BİRİLERİ UYURKEN huzur içinde, sessizce…

Gün gelsin Allah’ım artık,
Şehit oğlu şehit desinler artık bana da,
Vatan için, namus için, bayrak için öleyim
Vatan sağolsun desin anam, vatan sağolsun
Toprak sarsın beni, ben babamı sarayım…

 

UNUTMAYIN HER ZAMAN ÇARE SİZSİNİZ....

 

 

Hayatı ‘’çaresizliklerle’’ dolu bir adamın öyküsüdür!

• 7 yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı. Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya , oradan oraya sürüklenmeye başladı.

• 8 yaşında okuldan alındı ve köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda kargaları kovalamakla geçirdi.

• 10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde, yeni okulundaki hocasından dayak yedi. Ailesi onu okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evinden çıkamadı.

• 17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.

• 24 yaşında tutuklandı,günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.

• 25 yaşında sürgüne gönderildi.

• 27 yaşında kendisinden bir yaş büyük meslektaşı kendisinin de üyesi bulunduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken,kendisi hiç önemsenmiyordu. Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken, o kalabalık arasında yalnız başına olanları izliyordu.

• 30 yaşında amiri,onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı. Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı.

• 37 yaşında böbrek hastalığından Viyana’da 2 ay hasta ve yalnız halde yattı.

• 37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu,dağıtıldı.

• 38 yaşında Savunma Bakanı tarafından görevinden atıldı.

• 38 yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve başkasından bir redingot ödünç aldı. Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı.

• 38 yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkarıldı.

• 38 yaşında en yakın beş arkadaşından üçü, onun Kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı.

• 39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.

Sonra ne mi oldu?

42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu.

Okuduğunuz öykü Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e aittir.
Şimdi düşünün,sizin başarılı olmanızı engelleyen ama Atatürk’ün karşısına çıkmamış bir engel var mı?

Başarınızın önündeki engel ne? Paranız mı yok? Atatürk’ün de yoktu! Sağlığınız mı bozuk? Atatürk’ün de bozuktu! Çevrenizde sizi çekemeyenler mi var? Atatürk’ün de vardı! Bazı yakın arkadaşlarınız sizi arkadan mı vurdu? Atatürk’ü de vurdular! Aileniz çok zengin değilmiydi? Atatürk’ünki de değildi! Amirleriniz hakkınızı mı yiyor? Atatürk’ünkini de yemişlerdi! Sizden daha beceriksiz ama hırslı insanlar, sizden daha hızlı yükselip size amirlik mi yapıyor? Atatürk’ün de başına gelmişti! Geçmişte Bazı denemelerinizde başarısız mı oldunuz? Atatürk de olmuştu! Hakkınızda idam fermanı çıktığı için mi başarılı olamıyorsunuz? Atatürk’ün de başına gelmişti!

« Önceki ::

http://uploaded.to/?id=5ggp6jfd47txzbr9f16q7fmoxl9vbvog