< GÜZEL VATANIM - Blogcu




Anne Beni Yetiştirdi Bu Vatan'a Yolladı



''Yüreğim ellerimde kan-revan
Mahkûm duygularım isyanda''

Bu günlerde dilimde yine o eski marş... ''Alay Marşı'' ve pusatlanmışım;
kalleş pusların orta yerinde...

Gözümü kırpmıyorum, kancık pusuya... Ve yine o marş:

''Annem beni yetiştirdi.
Bu Vatan''a yolladı.
Al Sancağı teslim etti.
Allah''a ısmarladı.

Boş oturma çalış dedi.
Hizmet eyle Vatan''a.
Süttüm sana helâl olmaz.
Saldırmazsan Düşmana.''

***

Annem beni dün Allah''a ısmarlarken, şayet düşmana saldırmazsam süttüm sana helâl olmaz dedi.
O süt ki, intizarına karşı gelirdi, annemin... Vesselam kutsaldır Anamın süttü.
Çok şükür ki, helâlığını aldım, elleri kekik kokan ve kınalı Anamın, yetim bıraktım kızım ve oğlumu ama ;
ne mutlu ki, Türkiye’m için şehit düştüm.
Onlar artık şehit annesi ve şehit babası; eşim, şehit eşi ; oğlum ve kızım ise şehit çocuğu;
Ben, tarsus''un emirler köyünden Uzman Ahmet; Güngör''lerin Ahmet derler,
bizim köyler de askere saygı hiç bitmez, köylümüz beni her gördüğünde komutanım der...
Günlerden pazardı , bir baykuşun çığlığı ile köyüme vardı kara haber .
Annem ve babam, eşim ve çocuklarım feryat ve figana kapıldılar.
Köyüm ''emirler'' bağrına basmak için, ayın 17 ''sini beklemeye koyuldu.
Haberimi yaptı memleketimin gazeteleri ve resimlerini bastı anamın ve babamın...
ve yetimlerimin.
Son Söz: Ben, Uzman Ahmet, bir daha dünya''ya gelsem; Şehit olurdum bu cennet vatan için...
Çünkü; Annem beni yetiştirdi/ Bu VATAN’A yolladı/ AL SANCAĞI teslim etti /ALLAH’A ısmarladı.

Mekânın cennet biliyoruz.Komutan Ahmet, bizler içinde şefaatçi ol, peygamber efendimizle...

Sana söz: Komutan, anan, anamızdır... Baban babamızdır. Yetimlerin iki gözümüz... Ruhun şâd olsun.
Vatan sağ olsun...


* 16.04.2007 tarihinde Şehit Düşen Uzman Çvş.Ahmet GÜNGÖR''ÜN Şahadeti üzerine kaleme alınmıştır. Bu Vatan İçin Şehit Düşen Mehmetçik''lerimize Ruhları Şâd Olsun. TÜRK MİLLET''İN BAŞI SAĞOLSUN.

ŞEHİT ANASI


Elindeki bardağı düşürdü.Gözleri sadece televizyon ekranındaydı.Kaskatıydı
şimdi.Kulaklarını rahatsız eden bir ses duyuyordu.Bu sesten sonra artık gözleri görmüyordu, bakıyordu ama görmüyordu.Etrafındaki hiçbir şeyin farkında değildi. Bir ses ona diyordu ki …… teröristlerle yapılan çatışmada şehit olmuştur.Bir adım ilerledi ekrana biraz daha yaklaştı duyduklarından emin olmak istiyordu.Ekrandaki ses tekrarladı.Oğlunun ismini tekrar duydu.Bütün vücudu titriyordu. Hayır olamaz o değildir diye bağırmak istiyordu ama sesi çıkmıyordu.Olduğu yere yığıldı.Sonra odada bir hıçkırık sesi duydu.Bu ses ona aitti.Başkasına ait olma ihtimali var mıydı.Bu odada ondan başka soluk alıp veren biri var mıydı.Bir oğlu vardı onun.Hayattaki tek dayanağı bir oğlu.Onu ne kadar zor yetiştirmişti.Onun hem annesi hem babası olmuştu.Bir gün oğlu ona anne ben subay olmak istiyorum demişti.Gurur duymuştu oğluyla.Oğlu hayallerini gerçekleştirmiş subay olmuştu.Daha bir hafta önce karşısında değil miydi oğlu.Ne kadarda heyecanlıydı, onunla konuşurken anne diyordu tayinim Hakkari ye çıktı.Artık orada görev yapacağım.Yüzbaşı oldum anne terfiimle beraber tayin haberimi de getirdim sana.Neden ağlıyorsun anne sevinmedin mi korkma neden subay olmak istedim vatanım için onu korumak için ona uzanan elleri ateş olup yakmak için anne sen benim annemsin ağlamamalısın benimle gurur duymalı dik durmalısın bak sana terfi müjdemle beraber tayin müjdemi de getirdim.Hangi anneye nasip olur aynı anda böyle iki sevindirici haberi almak.Bana kuzum diyorsun anne orada benimle görev yapacak arkadaşlarım onlarda analarının kuzuları değil mi.Gerekirse bu vatan için canımı vereceğim ve sen benim arkamdan isyan gözyaşları dökmeyeceksin senden sadece özleminin gözyaşlarını isterim.İsyanın olursa anne bu beni oraya gönderen vatanıma değil toprağıma göz diken o şerefsizlere olsun anne.Daha bir hafta önce oğlunun sanki öleceğini hissederek sarf ettiği bu sözler şimdi kulaklarında o kadar canlıydı ki adeta oğlu yanı başında konuşuyordu.Oğlum diye haykırdı artık sesi çıkıyordu.Boğazında düğümlenen hıçkırıklar çözüldü, gözlerindeki yaşlar ellerine dökülüyordu,o sırada bir yumruk halinde sıkılmış ellerine baktı.Tırnakları etine geçmiş avucunu kanatıyordu.Farkında değildi bu acının çünkü içinde bu acının daha büyüğü vardı.Oğlunun acısı vardı.Yerinden doğruldu.Oğlunun odasına geçti ve yatağına oturdu.Yastığına elini sürdü ve onu uzun uzun kokladı sonra komidinin başındaki resmini eline aldı ve oğlum dedi.Sana verdiğim sözü tutacağım bana ağlama demiştin ama ben bir anneyim göz yaşlarımı tutamam onlar senin için dökülecek buna mani olamam.Ama için rahat olsun senin için dökülen bu göz yaşlarında özlemle beraber sadece senin gibi vatan evlatlarına kurşun sıkan şerefsizlere isyanım olacak.Ben bencil değilim oğlum sen benden önce bu vatanın evladısın ve ben de bir şehit anası gibi davranacağım .

Sonra ellerini kaldırdı avuçlarını Yaradanına açtı ve Allah ım dedi ben bir şehit anasıyım oğlum onurlu bir mertebeye ulaştı onunla gurur duyuyorum.Başım dik.Bu hayatta yapayalnızım ama oğlumun mertebesi ve son sözleri benim tesellim.Söz verdim oğluma ona layık bir ana gibi davranacağım.Oğlum benimle gurur duyacak ve ben de şehit anası olmanın onurunu taşıyacağım.Ben üzerime düşeni yapacağım Allah ım ama senden bir isteğim var bu kez ateş sadece düştüğü yeri yakmasın.Eğer sadece benim bağrım yanacaksa oğlumun kanını döktüğü toprak adına, oğluma verdiğim sözü çiğneyerek isyan ederim.Bu kez Allah ım bu kez olmasın…

Ateş bu kez sadece düştüğü yeri yakmadı. Yurdun genelinde Yüksekova ilçesinin Dağlıca köyünde yapılan hain saldırıya karşı tepkiler çoğalıyor.Şehit analarının yanan yüreğine su serpen bu tepkiler ülkemizin bekası için gerektiğinde nasıl güçlü bir zincir oluşturabileceğimizin bir kanıtıdır.Bu zincirin zayıf bir noktası yok her bir halkası şehitlerimizin kanıyla birbirine bağlandı, acısıyla kaynadı.Hepimiz artık tek bir yüreğiz.

Konya da, 22/10/2007 tarihinde saat 16:00 da rektörlüğün önünden Anıta kadar bu hain saldırıya karşı birlik yürüyüşü yapılacaktır...

AĞLAMA MEMLEKETİM


Bir dağda pusu kurmuş
Bir Mehmetçik vurulmuş
Kötü haber tez gelir
Evde feryatlar kopmuş

Lanetler dile gelir
Namertler ipe gelir
Birgün soyu tükenir
Ağlama Memleketim

Kanı beş kuruş etmez
Bizde efe tükenmez
Biri gider bini gelir
Aslan Mehmetçik ölmez

Düğün gelir Şehitlik
Her zaman başı dimdik
Kırılmaz serttir kemik
Ağlama Memleketim

Ölürken bile güler
Gülecekte Şehidim
Yolcu et davullarla
Ağlama Memleketim

Başında bekler melek
Üstünde çelik yelek
Birazcık moral gerek
Ağlama sen Askerim

Ak ve helal süt emmiş
Nanköre tetik çekmiş
Beşini birden delmiş
Leşleri yere sermiş
Korkusuzdur Mehmedim
Ağlama Memleketim..

Ceyhun ALTUNKAŞ

(yazarımıza teşekkürler...)

PKK-ASALA İLİŞKİSİ...RÖPORTAJ

 

 


ASALA’nın boyut değiştirerek halen PKK içinde faaliyet gösterdiğini ve ortak çıkar için bu örgütle beraber hareket ettiğini de söyleyen Ercan Çitlioğlu’na Aksiyon’a konuştu.

-Ermeni terör örgütü ASALA’nın hâlâ varlığını sürdüğünü düşünüyor musunuz?

ASALA’nın aynı isimle tekrar sahneye çıkacağını düşünmüyorum. Radikal ve silahlı Ermeni gruplar yeniden sahneye çıkarlarsa bu farklı bir isim altında olacaktır. ASALA’nın 15 Temmuz 1983’te Paris Orly Havalimanı’nda gerçekleştirdiği kanlı saldırı örgütün Batı kamuoyunda mahkûm olmasına sebep oldu. O zamana kadar örgüt sadece Türkleri hedef alan eylemlere imza atıyordu. Dolayısıyla Batı kamuoyunda örgüte karşı bir nefret olmadığı gibi bilakis 1915’te yaşananların intikamını aldıkları gibi pozitif bir bakış da vardı. Orly Havalimanı’nda 2’si Türk, 4’ü Fransız, 1’i Amerikalı, 1’i de İsveçli olmak üzere 8 kişi ölünce bu olay hemen katliam statüsüne girdi. Çünkü ölenler arasında örgüte ciddi destek veren Fransız vatandaşları da vardı. Bu olayla batıda duyulan sempati sona erdi ve örgütün arkasındaki güçler tek tek çekilmeye başladı. Bu yüzden Ermenilerin aynı isimle eylemlere imza atacaklarını düşünmüyorum.

-Soykırımını bahane ederek ASALA terörü yeniden hortlar mı?

1915 olaylarını gerekçe göstererek Ermenilerin yeni bir terör dalgası başlatacağını sanmıyorum; çünkü ellerinde PKK gibi önemli bir müttefik var. PKK’nın bugün seslendirdiği teoriler ve istekler karşılık bulursa bu bir anlamda örgütün de zaferi olacaktır. PKK kendisine sürekli olarak Filistin’deki intifadayı örnek aldığını söylüyor. Örgütün son dönemde başlattığı ve sivil itaatsizlik olarak değerlendirilen eylemlerin hepsi, geçmişte Filistin’de uygulanan eylemlerle benzerlik taşıyor. Bu eylemlerin politik anlamda birtakım kazanımları beraberinde getirmesi halinde Ermeni taleplerinin de hız kazanacağını düşünebiliriz. Tabii burada bahsettiğimiz fanatik ve diasporada yaşayan Ermenilerdir. Bu grupların da benzer bir süreç içine girebileceği düşünülebilir.

-ASALA’nın bu anlamda boyut değiştirerek varlığını terör örgütü PKK’nın içinde sürdüğünü mü düşünüyorsunuz?

Evet. İçinde yer alıyor. Ama boyutu değişmiş durumda. Geçtiğimiz ay Trabzon Maçka’da güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldürülen Suriye uyruklu Ferhat Hassa’nın Ermeni asıllı olduğunu düşünürsek, iki örgütün nasıl bir işbirliği içinde olduğunu daha rahat görebiliriz. Yine Ermeni terör örgütü ASALA, 1975’te Lübnan’ın Sayda kentinde kuruldu. PKK’nın da aynı şehirde aynı yıl kurulması sanırım tesadüfle açıklanamaz. PKK terör örgütünün üst düzey yöneticileri ile ASALA temsilcilerinin uzun süre birlikte hareket etmesi ve Filistinli Marksist örgüt El Fetih’in kampında gerçekleştirdikleri ilk toplantı son derece önemlidir. 10 tanesi PKK’dan diğer dördü ASALA’dan gelen temsilciler, Türkiye’ye karşı 1980’de ortak hareket etme ve birbirlerinin imkânlarından yararlanma kararı almıştı. Yine 1985’te Washington’da yayın yapan Aermanian Struggle dergisinde çıkan bir makale son derece dikkat çekicidir. Dergide kullanılan dil ve ifadeler son derece enteresandır: “Türk askerlerine karşı Kürt kardeşlerimizle omuz omuza verdiğimiz mücadelede bir üst düzey militanımız ile 22 savaşçımızı yitirdik. Kürt kardeşlerimizle beraber silahlı mücadelemiz sonuna kadar devam edecektir. Şimdilik toparlanmak için daha geri mevzilere çekileceğiz; ancak bir süre sonra Kürt savaşçılarla eylemlerimizi Anadolu’nun içine kadar taşıyacağız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.”

-1915’i dikkate aldığımızda Ermenilerle Kürtler arasında tarihî bir husûmet olduğu görülüyor. Ermenilere karşı kurulan Hamidiye Alayları’nda çoğunlukla Kürtler vardı. Ermeniler ile Kürtlerin aynı saflarda Türkiye’ye karşı çarpışması bir çelişki değil mi?


1981, 1984 ve 1985 yıllarında Londra’da Kürt Öğrenci Dernekleri Federasyonu ile Ermeni Öğrenci Dernekleri Federasyonu (AKSA) bir dizi toplantı yaptı. Bu toplantılar sonunda yayımlanan ortak bildiride şu cümleler yer alıyor: “Türklerin Kürt ve Ermeni toplumu üzerindeki asimilasyon politikalarını engelleyebilmek için tarihten gelen anlaşmazlıkları donduruyoruz. Bizim için öncelikli olan, ortak hasmımız faşist Türk devletinden haklarımızı geri kazanmaktır. Biz aramızdaki anlaşmazlıkları görüşmeler yoluyla çözebiliriz. Hatta bir Kürt-Ermeni federasyonu kurabiliriz. Kurulacak bu devletin sınırlarını yine aramızdaki görüşmelerle saptayabiliriz.” Bu paradoks bundan 20 sene önce çözüldü.

-Aynı topraklar üzerinde hak iddia eden iki toplumun bu kadar kolay anlaşması biraz garip değil mi?

1919 yılında Paris’te başlayan Barış Konferansı’na Şerif Paşa’nın başkanlığında bir Kürt delegasyonu katıldı. Şerif Paşa, Paris Barış Konferansı’nı Kürtler lehinde etkilemek için bir dizi görüşme yaptı. Konferansta Ermenilerle Kürtleri İngilizler müstakil birer devlet kurmak için teşvik etmiş ve iki tarafın temsilcileri dağılan Osmanlı İmparatorluğu’nun külleri üzerinde bir Ermenistan ve Kürdistan kurulması konusunda anlaşmıştı. Kürt Şerif Paşa ile Ermeni temsilcisi Boghos Nubar Paşa arasında sağlanan mutabakat, Said-i Nursi’nin önderliğindeki din adamları ve halkın büyük tepkisi üzerine bozuldu. Hatta Şerif Paşa istifa etmek zorunda kaldı. Tarihte Ermenilerle Kürtler arasında sağlanan ilk mutabakat Said Nursi ve Anadolu’daki vatansever Kürt halkının tepkisiyle bozuldu. 1985 bildirgesi bozulan ilk anlaşmanın bu sefer Marksist Kürtler eliyle imzalanması noktasında çok büyük ve özel bir anlam taşımaktadır.

-İki örgüt arasında eylem konusundaki işbirliğinin dışında başka somut ilişki var mı?

ASALA, uzun yıllar Lübnan’da üretilen eroinin Batı Avrupa’ya taşınması ve pazarlanmasında etkin rol oynadı. Örgüt yine İsviçre’deki Ermeniler aracılığıyla elde ettiği suç gelirlerini aklayarak ciddi kazanç elde etti. Daha sonra para aklama konusundaki deneyim ve imkânlarını PKK’nın hizmetine sundu. Bugün PKK’nın 5 bin kişilik bir silahlı gücü elinde bulundurduğunu ve bu adamların sadece giderlerinin yılda 200 milyon dolara ulaştığını düşünürseniz, eroin ve kara paranın örgütün can damarlarından biri olduğunu anlarsınız.

-ASALA operasyonlarında Abdullah Çatlı, Oral Çelik, Alaattin Çakıcı gibi isimlerin üstlendikleri rol nedir?

Bu isimler bu işten rant çıkaranlar oldu. Ortada dolaşan isimlerden Çakıcı, ASALA operasyonlarına katıldığını asla söylemedi. Türkiye’den yaklaşık 30 kişilik bir ekip Ermeni terörünü bitirmek için görevlendirildi. Bu insanlar kelle koltukta önemli görevler yerine getirdi ve daha sonra köşelerine çekildi.

-Kim bunlar?

Kuruluş yıllarında ASALA’nın yanında Sovyet ve Doğu Alman gizli servislerinin yanı sıra Fransızların ünlü gizli servisi DGSTE’nin olduğunu herkes biliyor. Dolayısıyla örgütün arkası oldukça kalabalıktı ve farklı bloklarda yer alan ülkelerin birlikte hareket ettiği daha sonra ortaya çıktı. Türkiye uluslararası camiada yalnız kalmıştı. Bu nedenle operasyonları kendi başına gerçekleştirmek zorundaydı. Ağustos 1982’de iki ASALA militanının Ankara Esenboğa Havalimanı’na düzenlediği baskın bardağı taşıran son damla oldu. Bu olaydan sonra dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren, bu saldırılara karşı devletin her türlü imkânı kullanarak cevap vermesi için emir verdi. Devletin bütün birimleri bu meseleye odaklanarak harekete geçti.

-Bir yerde Türkmenlerin operasyonlarda yer aldığını söylüyorsunuz. Türkmenler burada nasıl bir rol oynadı?

Iraklı Türkmenler, istihbarat terminolojisinde ‘üçüncü ülke ajanı’ olarak tanımlanan, başka bir ülke vatandaşı olmasına karşın üçüncü bir ülkedeki operasyonlarda kullanılan kişiler olarak ASALA operasyonlarında aktif görev aldı. İstanbul’da ASALA’ya karşı Avrupa ve Lübnan’da eylem yapmak için oluşturulan 30 kişilik ekibin önemli bir bölümü Türkmenlerden oluştu. 10 kişilik Türkmen ekibi o dönemde Avrupa nezdinde büyük bir itibara sahip Irak’ın vatandaşları olduğu için iyi bir kaynak olarak görülüyordu. Üç parçalı ekibin operasyonel birimi Türkmenlerden teşekkül etti. Ve bunlar özel olarak İstanbul’da eğitildi. Bunun nedeni gayet basitti; eğer ekip üyeleri yakalanır veya öldürülürse ortaya çıkacak diplomatik bir skandalda Türkiye’nin isminin geçmesi önlenecekti. Irak pasaportu taşıdıkları için bu kardeşlerimiz aynı zamanda Lübnan’daki istihbarat faaliyetlerinde ülkemiz adına çok önemli işler yaptı.

-ASALA operasyonlarına katılan Türkmenlere daha sonra ne oldu?

ASALA operasyonlarının tamamlanmasının ardından bu insanların bir kısmı hiçbir ödül ve karşılık beklemeden tekrar ülkelerine geri döndü. Bir bölümü sessiz bir şekilde Anadolu topraklarına yerleşti ve hayatını sürdürdü. Benim bildiğim kadarıyla bir kısmı hâlâ aramızda yaşıyor!

 

ASKER MEKTUBU


Çok sevgili anacığım, isterdim ki sana bu mektubu ellerimle yazayım, ama ne yazık ki ellerim dağda kaldı, yüreğim yanımda. Yürekten sevgi ve özlemlerimi katarak yazdırıyorum mektubumu arkadaşıma. Onun da bacakları kalmış bir başka dağda. O koca taşlar bizim kolumuzu bacağımızı ne yapacak anne? Neden alıyor da bırakmıyor bir daha? Neyse ki yüreğim ve dilim halen yaşamakta. Belki son olacak bu mektup, belki ölene kadar kalacağım senin yanında. Hani demiştin ya davullarla uğurlarken “Sakın oğlum sakın ha, onlar senin kardeşin mecbur kalmadıktan sonra kurşun sıkma.” Bir gün karşılaştık onlarla. Barut kokusu genzimizi yakıyordu, kurşun sesinden dağlar çınlıyordu. Çok yakınımızdaydılar, çok yakınımızda. Bir an kafamı çıkardım siperden aynı anda o da. Gözlerimiz birleşti. Kim bilir kaç çocuğu vardı yolunu bekleyen, belki anası gözü yaşlı. Söylediklerin geldi aklıma, tetiği çekemedim anne. Sözünü dinledim. Ama o elindeki bombanın pimini çekip fırlatıverdi gözlerimin içine baka baka. Dünya mıydı başıma yıkılan, bomba mıydı anlayamadım. Üzülme sakın, hiç acı duymadım. Bütün vücudum uyuşmuştu sanki. Sanki uçuyordum bulutlarda.

Ben sözünü dinledim anne, kardeşimi vurmadım. Onun annesi tembih etmedi mi oğluna? Aynı vatanın evladıyız, kardeş sayılırsınız yapmayın bu kalleşliği demedi mi acaba? Ülkemizin her karış toprağı hepimizindir, sahip çıkmak yerine bölüşmek de ne oluyormuş demedi mi hiç? Doğu, batı fark etmiyor bütün Türk gençleri askerlik görevini yapacaklar. Karşınıza akrabalarından birisi çıksa nasıl vuracaksın onu diye sormadı mı dersin? Yaptığınız vatana ihanettir dememiş midir ona?
Her zaman söylemiştin “bu vatan size emanettir, kanınızın son damlasına kadar onu koruyacaksınız yoksa hakkımı helal etmem” diye? Onların annesi helal edecek mi haklarını? Evet, biliyorum ki sen Cumhuriyet çocuğusun anne, aynı bizim gibi. Bağlısın tüm mukaddes varlığınla. Ama neden giderken bana kıyma dedin anne? Onlar bana kıydı bak işte. Annelik yüreğin mi kabarmıştı o anda? Onların da annelerini mi düşünmüştün yoksa? Onlar bizi düşünmüyorlarmış meğerse biz yanıldık anne, biz yanıldık.

Her neyse anlattım işte bütün olanları. Bir düş gördüm bu gece, sen iyi yorumlarsın benim düşlerimi. Hep iyiye yorar, ferahlatırsın içimi. Bir sonbahar mevsimindeymişim, gecenin ilerleyen saatlerinde. Aslında dolunay var ama yoğun bulutlar kesmişler önünü, ulaştıramıyor ışınlarını doğaya. Sahilde yakamozları görmeye çalışıyorum bir ümitle. Bulutlar gözyaşlarını damlatıyor yorgun bedenime. Kendime yetmezliğim geliyor yetmezlikler içinde. Bir kuş yavrusu gibi çırpınırken yüreğim bir inatla görmeye çalışıyorum küçük ışıltıları. Bir ara bulutların boş anını yakalıyor ay uzatıyor ışıklarını aralarından, yakamozlar doğuyor bütün güzelliğiyle. Hain bulutlar, kara bulutlar fark edip kapatıyorlar ayın önünü. Bütün görüp görebileceğim birkaç dakikalık ışıltı oluyor bir görünüp, kaybolan. Olmayan ellerimi uzatıp tam yakaladım diyorum, akıveriyor avucumdan, daha sonra da gözlerimden acı, tuzlu su damlacıkları. Haydi anne, bunları da iyiye yorumlasana. Anacığım bu seferlik bu kadar yeter, belki aklıma gelen şeyler olursa tekrar yazdırırım.

Gözümdeki dalgalar ha taştı ha taşacak, meraklanma anacığım gün gelip sana da ulaşacak. Ağlamak değil bu sakın üzülme belki yarın onlar da olmayacak. Ellerinden öperim, ellerine iyi bak belki oğlun ömür boyu onlara muhtaç kalacak.
Sevgilerimle gül kokulu oğlun.

11/8/2001

 

« Önceki :: Sonraki »

http://uploaded.to/?id=5ggp6jfd47txzbr9f16q7fmoxl9vbvog